twilight
Anasayfa
Subscribe Comments twilight Subscribe RSS

Displaying Category 'Uncategorized'

Published 23rd Tem 2011 by Tansel Akdan under Uncategorized

iskender-esafak

Elif Şafak son yıllarda çıkan kitaplarının toplama yazılarından oluşması, Elif Şafak’ın roman okuyucularını üzüyordu. Yazar bu bekleyişe bir son verip son romanı İskender’i okuyucusu ile buluşturdu.

Yayınevinin kitap tanıtımı maalesef bu kadar :

Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır? En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe…

Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe… Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece?

Published 9th Haz 2011 by Tansel Akdan under Uncategorized

Ünlü yazar Elif Şafak yeni romanını bitirdiğini Türkçe ve ingilizce olarakTwitter hesabından duyurdu.

Elif Şafak yeni romanını bitirdiğini şu sözlerle duyurdu:

“Yeni romanı tamamladım, nihayet. Zihinsel ve fiziksel yorgunluk, hem hüzün hem heyecan. Ne vakit bir kitabı bitirsem boşluğa yuvarlanırım, Yakında romanın ismini ve ilk paragrafını twitter’dan yazacağım, ilk defa okurlarla, edebiyatseverlerle buluşacak yeni kelimeler…”

kaynak: Haber34

Published 29th Mar 2011 by Tansel Akdan under Uncategorized

Avrupa?nın çeşitli yerlerinden yazar, entelektüel ve akademisyenlerin katıldığı ‘Comment is Free Europe’ (Yorum Serbest Avrupa) köşesinde edebiyat, kültür ve kadınlık ekseninde makaleler kaleme alacak.

Şafak ilk yazısında töre cinayetlerini ele aldı ve namus kavramını yanlış yerlerde aradığımızın altını çizdi. Bu konunun Türkiye?de ne kadar güncel olduğunu ve yaygın şekilde tartışıldığını vurgulayan Şafak, Türkiye?nin karmaşık bir ülke olduğunu dile getirdiği yazısında, kadınlara verilen özgürlükleri sıralarken kadınların önündeki engellere de değindi

YAZININ ORİJİNALİ İÇİN…
http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2011/mar/21/turkish-honour-seriously-misguided

Published 8th Tem 2010 by Tansel Akdan under Uncategorized

Ne yazık ki bizde son derece az edebiyat eleştirmeni mevcut. ?Eleştiren? çok fazla da, bu güzide sanatı bilgiyle, felsefeyle, kuramsal bir birikimle yapan insan, parmakla sayılacak kadar az. Bizde yazıdan ziyade yazarlar konuşuluyor. Bu da aslında hayli yıpratıcı, yorucu. En çok açlığını duyduğumuz şeylerin başında hakiki, has, samimi edebiyat eleştirisi geliyor. Füsun Akatlı böyle bir alanda uzun seneler boyunca aydın bir perspektifle eserler yazdı. Yazılı kültür gibi bir hayli erkek egemen bir dünyada bir kadın, bir akademisyen ve bir düşünür olarak var olması, o saygın yeri ayrıca önemliydi. Onun güçlü kalemi ve soğukkanlı, duru bakışı sadece kendisinden sonra yetişecek edebiyat eleştirmenlerine değil, biz roman ve öykü yazarlarına da yön verdi bunca zaman. Füsun Akatlı?yı yitirdik. Sadece yazarlar, şairler ve eleştirmenler için değil, düşünmeyi ve okumayı seven herkes için şüphesiz derin bir kayıp. Dostlarının, ailesinin, tüm edebiyat dünyasının başı sağolsun.

*

Bir dili sevmek…. Bir dili önemsemek… Pazar günkü yazımın Türk pop müziğiyle ilgili kısmı hakkında çok sayıda e-mail ve yorum aldım. Okurlardan gelen mesajlar inanılmaz güzel, mizah dolu ve dostaneydi. Dertleşircesine. Meğer ne kadar doluymuş herkes bu konuda. Bunun yanı sıra pop müzik dünyasına senelerini, emeklerini veren çok kıymetli sanatçılardan gayet pozitif telefonlar ve e-mailler geldi ki, yürekten müteşekkirim. Öte yandan beni yanlış anlayanlar da oldu ve bu hakikaten hiç arzu etmediğim bir şeydi. Adeta ben edebiyat kulesine oturmuş, oradan söz yazarlarına ahkâm kesiyormuşum gibi bir hava doğdu. Keza bu da hiç istemediğim bir şeydi. Polemikleri, genellemeleri, kimse hakkında, hele hele basın aracılığıyla olumsuz konuşmayı sevmiyorum. Ve bunları yapmamaya azami özen gösteriyorum. O yüzden şimdi bu yazıyı kimseye ?cevap? mahiyetinde değil, sadece bazı noktaları açıklama ihtiyacı hissettiğim için yazıyorum.

NE DEMEDİM?
Bugün pop müzik alanında şarkı sözü yazan herkes istisnasız Türkçe?yi kötü kullanıyor demedim. Böyle bir genelleme yapmak aklımın ucundan geçmedi, geçmez de. Severek dinlediğim nice şarkı varken böyle bir şey demem mümkün mü? Radyoda bir pazar günü köprüde trafiğin sıkıştığı otuz dakika boyunca üst üste dikkatimi çeken pop şarkılardan bahsettim ama katiyen isim vermeden. Yazıda muğlak cümle kurmamın tek sebebi, kimseyi kırmamak içindir.

PEKİ NE DEDİM?
Aslında kişilerden ziyade bugünkü gündelik dile hâkim olan bir eğilime dikkat çektim. Türkçe?ye özen göstermeden, sırf kafiye kovalayarak şarkı sözü yazmanın ne bize ne çocuklarımıza ruhsal bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Ha diyebilirsiniz ki, varsın olmasın, bazı şarkılar da ?hafif? olsun. Elbette! Ama onu da Türkçe?yi baltalamadan yapmak mümkün.
Ben 1971 doğumluyum. Benim kuşağım birbirinden güzel ve derinlikli şarkı sözleriyle büyüdü. Öyle ki 1970?ler geçip gittiği halde hâlâ bugün o eski şarkıları taptaze duygularla söylemeye devam ediyoruz. O dönemin şarkılarında inanılmaz bir naif damar vardı. Bu damar bugün tamamen kaybolmasa da kıymetini unuttuğumuz zamanlar o kadar çok ki. Elimizin altında bir sözlük bulundurma önerisi ise asla bir hakaret değildir benim gözümde. Ben kendim sürekli elimin altında sözlükle yaşarken ve yaptığım her edebiyat etkinliğinde, her söyleşide herkese daima ?Hep sözlük taşıyalım? derken, buna nasıl bir olumsuzluk ya da küçümseme atfedebilirim? Toplumca hepimizin evinde, işyerinde, okulunda daima sözlük bulundurması gerektiğine inanıyorum.
Müziği, sanatın her dalını önemsiyorum. Ama bilhassa dili önemsiyorum. Dil bize doğuştan verilmiş bir hak ya da hediye değil. Sadece bir emanet. Emanetin kıymetini bilemezsek şayet, kayar gider elimizden. Hayatta her şeyde olduğu gibi. Tabii ki Türkçe çalışacağız. Sadece pop müzik alanında söz yazan sanatçılarımız değil, yazarlar, şairler, eleştirmenler de; öğrenciler, öğretmenler de… Her kademeden insan. Hem Türkçe?ye hem bizden evvel yaşamış ve işini layıkıyla, titizlikle yapmış tüm sanatçılara bir vefa borcumuz var.
Yoksa dil yerinde sayar. Hayal gücümüz, düşünce sistematiğimiz yerinde sayar. O zaman biz yerimizde sayarız, hepimiz.

Habertürk Gazetesi

Published 1st Tem 2010 by Tansel Akdan under Uncategorized

BENİM işim yazarlık. Sevdam kelimelerle. Ancak bazen öyle kelimelere rastlıyorum ki irkilmeden edemiyorum. Harf öbeklerinden ziyade, bunların cümle içinde kullanılış biçimi dikkatimi çekiyor. Her şey de dilde başlar. Husumet de muhabbet de. Kavramların çağrışımları var ve bunlar tarafsız şeyler değil. Eğer yapıcı, barışçıl ve çözüme yönelik bir dille konuşmak ve yazmak istiyorsak, nüanslara dikkat etmek gerek. Mesela şu ?Kürt meselesi? lafı… Kullanmamalı bu sözü. Zira sanki Kürtler problemliymiş, başlı başına bir meseleymiş gibi bir algı ortaya çıkıyor. İnsanoğlu diliyle yaralıyor. Bilerek ya da bilmeden. Masum değil kelimeler. Başkalarını kırmayan, kimseyi incitmeyen ve rencide etmeyen bir şekilde konuşabilmek lazım.
Ve incitmekten söz etmişken… Türkiye?de yaşayan tüm kadınları inciten bir haber düştü bugün gazetelere. Önümde açık sayfa, hayret içinde ikinci kez okuyorum. Bir yerde bir hata yapıldığına, basit bir dil sürçmesi yahut yanlış anlaşılma olduğuna inanmak istiyorum. Ama haber son derece sarih. Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Kürt sorununun çözümü için ilginç bir öneride bulunmuş. Bu köşeyi yakından takip edenler bilir. Genellikle sevdiğim yahut önemsediğim konularda yazıyor, meseleleri kişisel düzeye çekmemeye kendimce özen gösteriyorum. Ele aldığım konuları daha ziyade düşünsel boyutta tutmayı, isimler üzerine odaklanmamayı tercih ediyorum ki, kimseyi incitmeyeyim. Ancak Halil Bey?in sözleri o kadar kırıcı ki, bir kadın olarak, bir anne olarak, bir eş olarak, bir yazar olarak sessiz kalmam mümkün değil.
Önce olumludan başlayalım… Halil Bey?in dikkat çektiği önemli bir nokta var. Türklerin ve Kürtlerin arasında aşk, muhabbet ve evlilik yeşerdiği takdirde iki halkın daha çok yakınlaşacağına, barışın sağlanacağına inanıyor. ?Hısımlık, hasımlığı ortadan kaldırır? diyor. Güzel söz. Bu zaten yüzyıllardır olan bir şey ve ben de yürekten inanıyorum ki farklı etnik kökenlerden gelen insanların ortak bir yuva kurması, birbirlerini ve birbirlerinin kültürlerini sevmeyi öğrenmesi, çocuklarını beraberce yetiştirmesi uzun vadede barışa katkıda bulunabilir. Lakin…
Halil Bey?in bahsettiği bir başka konu var ki yenir yutulur gibi değil: İkinci eş almak! Evli erkeklerin metres tutmak yerine, ikinci karılarını Doğu?dan aldıkları takdirde Türkiye?de huzur sağlanabileceğini söylüyor. Ve işte burada ip kopuyor.
Bir mutsuzluğu bir başka mutsuzlukla çözebilir misiniz? Yaralı bir parmağı bir başka parmağınızı daha yaralayarak mı tedavi edersiniz? Kadınlarını mutsuz eden, ikinci sınıf vatandaş gibi gören bir toplum hangi konuda ilerleyebilir? İkinci eş formülü kadınların ve kız çocuklarının mutluğunu, iyiliğini, arzularını ve hayallerini zerre kadar önemsememek, her şeyin erkekler etrafında döndüğünü zannetmek demektir.
Türkiye?de kaç kadın eziliyor? Kaç kadın şiddete ve haksızlığa uğruyor; kimselere anlatamadığı bir ruhsal ve toplumsal sıkışmışlık içinde yaşıyor? Sahi kaç çocuk kalabalık ailelerde babaları tarafından yeterince ilgi görmeden ezik ve boynu bükük büyüyor? Töre cinayetlerine kurban giden kaç kadın gömülü şu anda toprağa? Rahmetli Halide Edip Adıvar?ın anılarına bir bakın, nasıl da buruk anlatır iki eşli bir evde büyüyen bir çocuk olmanın ezikliğini.
Halil Bey Türkiye?de çok eşliliğin bir toplumsal olgu olduğunu, kabul edilmesi gerektiğini söylemiş. Biz kadınlar böyle bir olguyu kabul etmiyoruz! Bu yüzyılda, dünyanın geldiği bu noktada çözümü demokraside, insanca bir düzende aramak varken, nüfusun yarısı olan kadınları ezerek ve adeta eşya gibi görerek bir yerlere ulaşılabileceğine inanmıyoruz. Türkiye?de yaşayan bizler, yani Türk ve Kürt kadınları, çokeşliliği tasvip etmiyoruz.
İnanıyorum ki günün birinde Kürtler ve Türkler barış ve huzur içinde yaşayacaklar. Bu toplumun mayasında bu ahenk var. Ama o gün geldiğinde bile bizim bir başka temel problemimiz olacak, henüz çözemediğimiz bir yara: Cinsiyetçilik.

Habertürk Gazetesi

Published 19th Şub 2010 by Tansel Akdan under Haberler, Uncategorized

Sinan Çetin Mevlana`nın hayatını filme çekiyor. `Rumi` adlı filmin senaryosunu `Aşk` romanında Mevlana ve Şems`in yakınlığını anlatan Elif Şafak yazacak.

Ali Eyüboğlu?nun haberine göre; Sinan Çetin Mevlana`nın hayatını filme çekiyor. `Rumi` adlı filmin senaryosunu `Aşk` romanında Mevlana ve Şems`in yakınlığını anlatan Elif Şafak yazacak. Senaryo özeti Hollywood yıldızlarına gönderildi

-Çetin, Elif Şafak?ın senaryolaştırdığı `Rumi` projesi için Amerikalı bir şirket aracılığıyla Hollywood yapımcılarıyla temasa geçti.

- Filmi birlikte yapmayı düşündüğü Amerikalı şirketler, Anthony Hopkins, Robert De Niro ve Sean Connery ile temasa geçip, Elif Şafak?ın yazdığı sinopsisi şimdiden ünlü aktörlere verdi.

- Çetin, Bollywood?da da projeye ortak olmak isteyen yapımcılar bulunca işe iyice sarıldı.

- Yönetmen ?Rumi?yi Hollywood?la olmazsa Bollywood?lu yapımcılarla ortaklaşa, bu yaz Nevşehir?de İngilizce çekecek.

twilight
 
Bu sitenin Elif Şafak ile doğrudan hiçbir alakası yoktur. Hayranları tarafından hazırlanmaktadır.
Hazırlayan