twilight
Anasayfa
Subscribe Comments twilight Subscribe RSS

Displaying Category 'Haberler'

Published 16th Ağu 2011 by Tansel Akdan under Haberler

elifsafakk

İstanbul Modern ve Sabit Fikir işbirliğiyle düzenlenen Sözünü Sakınmadan üçüncü buluşmasında Elif Şafak‘ı konuk ediyor. Usta eleştirmenler Semih Gümüş ve Ömer Türkeş, son kitabı İskenderile gündemden düşmeyen Şafak’la, sözünü sakınmadan konuşacak.

İlk romanını yayımladığı 1997′den beri peş peşe eserler veren ve son yıllarda çok satan listelerinin üst sıralarına yerleşen Elif Şafak,Sözünü Sakınmadan‘da edebiyatı üzerine merak edilenleri yanıtlayacak.

Tarih : 18 Ağustos Perşembe, 19:00
Yer : İstanbul Modern Bahçe
Published 8th Ağu 2011 by Tansel Akdan under Haberler

?Kitap kapağında takım elbise giymiş erkek resmi var, bak bu kitabın kapağında da erkek resmi var, demek ki kapak çalıntı? lafını duymak demektir.

E debiyata heves duyan gencecik okurlar sağolsunlar içten bir merakla soruyorlar bazen: ?Yazar olmak nasıl bir şey?? İşte bu yazı onlar ve sadece onlar için… Türkiye?de yazar olmak:

*Saatler, haftalar, aylar, seneler boyu aşkla, muhabbetle, özenle, sabırla, sebatla, tutkuyla didinmek, iğneyle kuyu kazar gibi satır satır, sayfa sayfa çalışmakçalışmak-çalışmak demektir. Bu işin yüzde 15?i kabiliyet ise yüzde 85?i emektir.

*Edebiyatı, romanları, buradan ta ötelere uzanan hayaller kurmayı, kelimelerle kalpten kalbe köprüler örmeyi sevmek ve kendini bir başkasının yerine koyabilmek, empati kurabilmek, hayata bambaşka açılardan bakabilmek, yüreğini ve zihnini geniş tutabilmek demektir.

*Hayallerin ve hikâyelerin naif dünyasında ikame etmeyi şu hırçın ve kavgacı ?gerçek? âleme yeğlemek, hatta zaman zaman roman karakterlerini etten kemikten müteşekkil kimi insanlardan daha samimi, daha hakiki bulmak demektir.

* Harfleri ve kelimeleri çok ama çok sevmek, bir tek cümle için bazen bir saat düşünmek, ciddiyetle araştırma yapmak, ayrıntılara meftun olmak demektir.

*Her kitabın çıkışından önce hem çocuksu bir heyecan ve sevinç, hem de adeta eski bir dostuna veda edercesine burukluk ve hüzün duymak demektir.

*Roman kitabevlerine dağıtıldıktan sonra bir müddet söyleşiler verip, imza günleri düzenleyip sonra gene sessiz sedasız kendi kabuğuna çekilmek, yazıya dönmek, evrensel ve kadim olan hikâye anlatma sanatına canıgönülden inanmak, hep inanmak demektir.

*Bu esnada hiç tanımadığın, bir kez olsun tanışmadığın ve belli ki seni zerre kadar tanımayan kimi insanların ileri geri sözlerine maruz kalmak; gene de kimsenin aleyhine konuşmamaya özen göstermek, polemiklerden uzak durmak, sana avuç avuç çamur atana bir katre dahi çamur at-ma-mak, karşılık vermemek demektir.

*Seneler boyunca edebiyattan geçimini sağlayamadığın için başka işler yapmak, iki kat çalışmak durumunda kalmak, yazıya ancak akşamları ya da geceleri zaman ayırabilmek, on dört sene sonra kitaplarından para kazanmaya başladığında bu sefer de sırf bu yüzden eleştirilmek demektir.

*Eleştiriyi ?bir şahıs hakkında tamamen olumsuz ve yıkıcı laf üretmek? zanneden bazı insanların imalarına, zanlarına, dedikodularına ve iftiralarına hedef olmak; bilhassa elit kesimin tepeden bakan, kimseyi beğenmeyen küçümseyici tavırlarına maruz kalmak, kitaptan çok kâtibin, yazıdan ziyade yazarın konuşulduğuna tanık olmak, her seferinde derin bir soluk alıp ?Bu da geçer ya Hu? diyebilmek demektir.

*Seni ve ruh halini en iyi başka edebiyatçılar anlar, verdiğin emeği ne de olsa en iyi onlar kavrar zannederken ne gariptir ki gene aynı çevrelerden habire iğneli, habire ağılı laflar işitmek, gene de duymazdan gelmek demektir.

*?Kendisiyle söyleşi yapanlara iPad veriyor? yahut ?Kitabını imzalarken yanında promosyon kırtasiye dağıtıyor? veya ?Sarışın ve kadın olduğu için Batı?da ilgi görüyor, bu yüzden kitapları basılıyor? gibi yakıştırmaları internet sitelerinde, gazetelerde okumak, gözlerine inanamamak demektir.

*?Kitap kapağında takım elbise giymiş erkek resmi var, bak bu kitabın kapağında da erkek resmi var, demek ki kapak çalıntı? lafını duymak demektir.

*?Romanında Londra?da yaşayan göçmen aile var, bak öteki romanda da Londra?da yaşayan göçmenler var, hatta onlar da camdan bakıyorlar, demek ki 450 sayfalık bu roman aşırmadır? iddiasına rastlamak demektir.

*Söylenen ve yazılan bunca asılsız söze çoğu zaman gülüp geçmek, üzerinde bile durmamak, ama bazen de gülemeyip, kendi başına hüngür hüngür ağlamak demektir. Zaman zaman her şeyi bırakıp denizci olmak istemek, bunalmak-yorulmak-hırpalanmak demektir.

*Derken yolda sizi gören bir okurun yanınıza gelip, gözleri dolu dolu, yüzünde candan bir tebessümle size sarılıp, ?Ben sizi o kadar seviyorum ki, hayatımda ne kadar büyük bir yeriniz olduğunu ah bir bilseniz? sözünü duymak, boğazında bir düğümle kalakalmak demektir.

*Beni nişan ve evlilik törenlerine, doğum günlerine davet eden, benden sevgililerine evlenme teklif ederken yanlarında bulundurmak üzere kitap imzalamamı isteyen, yatalak annesine okumak için kitabımı aldığını anlatan okurların mesaj ve mektuplarını okumak; düğün davetiyelerine AŞK?tan pasajlar koyanlara rastlamak yahut hapishaneden yazıp romanlar aracılığıyla hayata yepyeni bir nazarla baktıklarını söyleyenleri görmek; aynı aile içinde üç kuşağın aynı romanı okuduğuna ve sevdiğine tanık olmak; imza günüme gelen ve kuyrukta sabırla bekleyen 87 yaşındaki İstanbul hanımefendisi Leyla Hanım?ı, Diyarbakırlı garson Yılmaz?ı, Köln doğumlu ve bugüne kadar sadece Almanca okuduğu halde artık benim romanlarımla Türkçe edebiyat okuduğunu anlatan Murat?ı dinlemek; yüzlerce, binlerce okurun gözlerindeki muhabbeti, yüreklerindeki saygıyı ve aslında onların sadece ve sadece kitapla ilgilendiklerini, romanı sevdiklerini görmek; okurlarınla kurduğun bağdan taptaze bir enerji, ilham ve feyz almak; insana inanmak, edebiyata meftun olmak, harflere sevdalanmak demektir…

yazının orjinali 7 ağustosta haberturk.com’da yayınlanmıştır

Published 8th Eki 2010 by Tansel Akdan under Haberler

‘İstanbul dişi bir ruha sahiptir’ Elif Şafak, İstanbul?un en sevdiği yönlerini anlattı..

Elif Şafak, Amerikan CNN Televizyonu?na İstanbul?un en sevdiği yönlerini anlattı. “İstanbul?a ilk geldiğinizde en çok dikkatinizi çekecek şey, kalabalığın enerjisidir. Burada hayat çok hızlı ilerler” diyen Şafak, kentin tarihi yapısı ve güzellikleriyle ünlü semtleri, Ortaköy ve Beyoğlu?nu tanıttı.

 CNN kameralarıyla birlikte ilk önce Ortaköy?e giden yazar, kitaplarında İstanbul?un büyük bir rolü olduğunu belirtti ve “İstanbul dişi bir ruha sahiptir. Osmanlı döneminde de birçok yazar ve şair İstanbul?un kadınsı özelliklerine değinmiştir. Bizim İstanbul?u kadınsılaştırmak gibi bir geleneğimiz var” diye konuştu. İstanbul?da sokakta satılan yemeklerin de çok lezzetli olduğunu belirten ve kumpirin tanıtımını yapan Şafak, İstanbul?un gümüş takılar sevenler için de harika bir kent olduğunu söyledi. Türklerin Batı edebiyatını, Batılıların Türk edebiyatını okuduğundan daha fazla okuduğunu dile getiren yazar, “Müslüman bir ülkeden gelen kadın yazar” olarak etiketlendiğini ve bunun da insanların hayal gücünü zayıflattığını belirtti. CNN kameralarıyla birlikte İstiklal Caddesi?ni de gezen Şafak, burayı “İstanbul?un kozmopolit kültürünün sembolü” olarak tanıttı.

 Şafak son olarak İstanbul?u “Her kapının ardında, her taşın altında bir hikâyenin gizli olduğu kent” olarak tanımladı. Şafak, yazarlığa nasıl başladığını ise, “Yazmaya sekiz yaşında başladım. İçime çok kapanık bir çocuktum. Annem diplomat olduğu için sürekli oradan oraya taşınıyorduk. Bir süre sonra fark ettim ki, bu ülkelere beraberimde sadece hayalgücümü götürebiliyordum” sözleriyle anlattı.

haberturk

Published 16th Tem 2010 by Tansel Akdan under Haberler

Published 2nd Mar 2010 by Tansel Akdan under Haberler

elif shafak-usa

Son romanı “Aşk” ile gündemde olan gazeteci-yazar Elif Şafak, ABD’nin New York kentinde düzenlenen imza gününde okuyucularıyla buluştu.

Şafak, yazarlığa nasıl başladığını, gençlik ve üniversite yıllarını, kitaplarında kullandığı dili ve karakterlerin özelliklerini okuyucularına anlattı.

Amerikalı bir okuyucunun sorusu üzerine “sufizm” ile ilgili düşüncelerini paylaşan Şafak, “Niçin yazarlığı seçtiniz” sorusunu ise şöyle cevapladı:

“Ben yazarlığı çok küçük yaşta seçmedim. Yazarlığın bir yaşam biçimi olduğunu da bilmiyordum. Kitap okumak benim için önemliydi. Her kitap bir kapı açtı. Çok genç yaşta yazmaya başladım. 8-9 yaşlarında yazıyordum. Bunun nedeni de tek başına bir çocuk olarak büyümemdir. Çoğu zaman tek başımaydım. Kelimelerle hayal kurmayı seviyordum. 20′li yaşlarımın başında yazar olmaya karar verdim. Diğer kısım ise egolarımızla ilgili. Yazar olmaya karar verdikten sonra kendimi tamamen bu işe verdim. Yani önce yazma isteği geliyor, sonra da iyi bir yazar olma arzusu.”

Okuyucularının sorularını akıcı bir İngilizce ile cevaplandıran Elif Şafak’ı dinleyenler arasında, Leyla Alaton, Can Kıraç gibi tanınmış isimler de vardı. Şafak’ı eşi, Hürriyet gazetesi yazarı Eyüp Can da yalnız bırakmadı.

Yazar, konuşmasının ardından “Aşk” romanını imzaladı. Kitapları imzalamadan önce okuyucularıyla tek tek ilgilenen ve onlarla sohbet eden Elif Şafak, bazı hayranlarının isteklerini kırmayarak fotoğraf da çektirdi.

Published 19th Şub 2010 by Tansel Akdan under Haberler, Uncategorized

Sinan Çetin Mevlana`nın hayatını filme çekiyor. `Rumi` adlı filmin senaryosunu `Aşk` romanında Mevlana ve Şems`in yakınlığını anlatan Elif Şafak yazacak.

Ali Eyüboğlu?nun haberine göre; Sinan Çetin Mevlana`nın hayatını filme çekiyor. `Rumi` adlı filmin senaryosunu `Aşk` romanında Mevlana ve Şems`in yakınlığını anlatan Elif Şafak yazacak. Senaryo özeti Hollywood yıldızlarına gönderildi

-Çetin, Elif Şafak?ın senaryolaştırdığı `Rumi` projesi için Amerikalı bir şirket aracılığıyla Hollywood yapımcılarıyla temasa geçti.

- Filmi birlikte yapmayı düşündüğü Amerikalı şirketler, Anthony Hopkins, Robert De Niro ve Sean Connery ile temasa geçip, Elif Şafak?ın yazdığı sinopsisi şimdiden ünlü aktörlere verdi.

- Çetin, Bollywood?da da projeye ortak olmak isteyen yapımcılar bulunca işe iyice sarıldı.

- Yönetmen ?Rumi?yi Hollywood?la olmazsa Bollywood?lu yapımcılarla ortaklaşa, bu yaz Nevşehir?de İngilizce çekecek.

Published 5th Şub 2010 by Tansel Akdan under Haberler

 elif safak-bersay-hbr34

Bersay İletişim Enstitüsü?nün ? İletişimde Mükemmellik Programı? konferanslar dizisinde usta yazar sadece ?neden yazdığını? paylaşmadı, ?nasıl? yazdığını da tüm içtenliğiyle anlattı. Salonu dolduran işadamları, iletişim profesyonelleri ve danışmanlar, Elif Şafak?tan kağıt helva tadında bir konuşma dinlediler. Elif Şafak dinleyicilere yazarlığının kaynaklarını, dile olan aşkını, nasıl aynı anda hem İngilizce hem Türkçe yazdığını, yazarken nasıl bir kadına dönüştüğünü, yazmaya devam etmekle ilgili korkularını açıkça anlattı. Dinleyicilerden gelen sorular Elif Şafak sohbetini daha da renklendirdi. ?Anadiliniz ne ?? sorusuna karşılık ?Elbette Türkçe, ama Aşk?ı önce İngilizce sonra Türkçe ve daha sonra İngilizce ve Türkçe yazılmış kopyalarını elden geçirerek ? yazdığını açıklayan yazar tüm dillere ve kelimelere olan sevdasını anlattı. Uzun süre ?çocukluk yaralarıyla beslendiğini? aile kurduktan ve anne olduktan sonra da ?yazamama korkusuyla? nasıl yüzleştiğini dinleyicilerle paylaşan Elif Şafak, hayallerinden birinin de ??Aşk?? kitabına film çekmek olduğunu belirtti. Elif Şafak ?Aşk?tan sonra ne yazacaksınız?? sorusuna ise ?Sanırım Aşk?tan çok farklı birşey, yani okuyucuyu şaşırtacak birşey? diye yanıt verdi. ?Ağaoğlu? sponsorluğunda düzenlenen ?? İletişimde Mükemmellik Programı 2: Geleceği Tasarlamak?? konferanslar dizisinde sırasıyla Prof. Dr. Tarık Yılmaz, Faruk Malhan, Muzaffer Yıldırım, Ufuk Tarhan, Acun Ilıcalı, Enis Batur, Mehmet Gürs, Hülya Avşar, Ayşe Arman ve Ali Ağaoğlu konuşmacı olarak yer alacak.

Kaynak: HABER34

Published 28th Ara 2009 by Tansel Akdan under Haberler

Kâğıt Helva derlemesi yaparken, yıllar önce yazdıklarınıza döndünüz. Neler hissettiniz?

Şaşırdığım zamanlar oldu. ?Ben bunları yazdım değil mi?? dediğim zamanlar oldu. Bir kitaptan bir kitaba her şey o kadar değişmiş ki. Ruh halim, bazen üslubum değişmiş. Her kitap yıllardır görmediğim bir dostum. Senelerdir görüşmemişiz. Onun verdiği bir heyecan, şaşkınlık, burukluk, hayret, mutluluk, hepsi oldu. O anlamda benim için çok özel bir kitap bu.

?Kâğıt Helva?da çizimler de var. Nereden çıktı bu fikir?

Osmanlı?dan kalma el yazmalarımıza bakıyorum, kitap süsleme sanatına. Kelime kadar, kelimenin nasıl sunulduğuna çok önem vermişiz. Böyle bir gelenekten gelip estetiği nasıl bu kadar ihmal ettik. Estetiği de güçlü kitaplar hazırlamak bizim de okura borcumuz. Bu kitapta M.K Perker?le çalıştığım için kendimi çok şanslı sayıyorum. Kelime ile resmin bir diyaloğu var bu kitapta.

Daha şimdiden en çok satanlara girdi ?Kâğıt Helva?

Ben bunu bir yol haritası olarak görüyorum. Beni tanıyan okurlar için de, yeni tanıyanlar için de ayrı bir lezzet var. Birçok insana farklı kapılardan ?buyur?edebilecek çok kapılı bir kitap bence.

Kâğıt Helva?da çok özel, anlamlı cümlelerle yüklü paragraflar bir arada. Her kelime üzerinde durarak, uzun düşünme evresiyle mi çıktı bu yazılar?

Yazarken sanki daha farklı bir insan oluyorum ya da beynimin farklı kapıları
açılıyor. Gündelik hayatta böyle sözler edemem ama yazarken çıkıyor. O yüzden nasıl oluyor bazen ben de bilmiyorum. Sanki yazarken bir başka boyuttayım. Açıkçası bazen kendimi yazarken kalem gibi hissediyorum, araç gibi hissediyorum. Yazdıklarımın sahibi gibi, öznesi, efendisi gibi hissetmiyorum kendimi. Oysa romancı yazdıklarını sahiplenmek istiyor. Bir romancı egonuz, bir de bir başka boyut var. Ki, ben biliyorum ki zaten bana ait değil o kelimeler.

Tasavvuf kibri reddeder. Ki siz tasavvufla besliyorsunuz ruhunuzu. Ünlü olmak zor bir sınav. Egonuzun şişmesinden korkuyor musunuz?

Endişe ediyorum. Bence bu çok zor bir imtihan ve bir seferde verilecek bir imtihan değil. Hayat boyu devam ediyor. Kibir, bütün dinlerde günahların en kadimi ve insanın ayağını en çok kaydıran şey. En büyük yanılgımız kendimizi bir şey zannettiğimiz anda başlıyor.

?Aşk?tan sonra tasavvuf ve Mevlânâ üzerinden prim yapılıyor yönünde eleştiriler yükseldi. Oysa sizin her romanınızda var tasavvuf.

15 senedir yazdığım her romanda tasavvuf var. Bilen biliyor. Ama tasavvuf kimi zaman daha görünürdedir, kimi zaman daha arkadadır, kimi zaman daha yumuşaktır, kim zaman daha gürül gürül akar. O benim ruh halimin, ömrümü
geçirdiğim mevsimlerine göre değişir ama tasavvuf çok şükür hep vardı. ODTÜ?de öğrenciyken tasavvufa ilgi duymaya başladım ve hâlâ benim için bir muammadır.

Anneniz diplomat olduğu için ülke ülke dolaştınız ve Türkiye?ye döndüğünüzde anadilinizi öğrenmek için ders çalışmak zorunda kaldınız. Çok zorlandınız mı?

Yurtdışında dört sene hatta dört ay bile kalıp dönseniz şunu fark ediyorsunuz, dil sabit bir şey değil. Siz yokken hareket etmeye, devinmeye, gelişmeye devam ediyor. 14 yaşımdan beri dil çalışıyorum. Defter tutarım mesela Türkçe için. Bir defter biter, bir başkasına başlarım. Bilmediğim kelimeleri yazarım. O kelimelerin cümle içinde kullanışları, deyimler, atasözleri, bunları hep not ederim. Dil tembeli olmaya ne okurun, ne yazarın hakkı var. Türkçe?yi çok seviyorum. Dil benim için en az hikâyenin kendisi kadar önemli.

Osmanlıca biliyor musunuz?

ODTÜ?de Osmanlıca ders aldım. Sonra kendim sürdürdüm. Matbu metin okuyabiliyorum ama el yazısı okuyamıyorum.

Bir kitap bitince kendinizi sudan çıkmış balık gibi hissediyor musunuz?

Bence birçok yazar kitabı bittikten sonra depresyona giriyor. Çünkü o kadar büyük bir tutkuyla siz o kitaba kafayı takıyorsunuz ve onu yazarken o kadar çok emeğiniz, enerjiniz ona yöneliyor ki. Bitip de editörünüze teslim ettiğiniz anda müthiş bir boşluk hissi oluyor. Yazarın bu duygudan kurtulması için muhakkak başka şeyler yapması gerektiğine inanıyorum. Ekmek yapmayı öğrenmek, marangozluk öğrenmek gibi. Bir de bizim biraz demlenmemiz lazım aksi taktirde kendimizi çok tekrar ederiz.

Siz ne yapıyorsunuz o süreçte?

Kitap biter bitmez hemen yeni bir kitaba başlamıyorum. Benim bir sarkacım var. Sarkaç bir uca gittiğinde ben çok yoğun olarak roman yazıyorum ve bitene kadar da o ruh halinden çıkmıyorum. Sarkaç hızla diğer uca gidiyor, ben çok sosyal, dışa dönük, daha normal, konuşkan insan oluyorum. O zaman dinlemeyi, seyahat etmeyi seviyorum. Dolaşıp notlar alıyorum. Zaten çocuklar yepyeni bir boyut getirdi. Annelik başlı başına bir alan.

Hiç rüyanızda hikâye geldiği oluyor mu?

Tabii. Mesela Mahrem?i yazarken bana çok yoğun oldu. Mahrem?de bir karakter var çok Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi. Önce rüyasını görüp sonra yazdığım bir karakter o. Romancılık biraz sezgisel, sar hoş luk işi. Bilinçaltı, rüya alimi, esriklik.

Az önce ?sarkaç bir yana kaydı mı sadece yazıyorum? dediniz. O zaman Elif Şafak yazarken biraz çekilmez mi oluyor?

O dönem inanılmaz hırçın oluyorum. Kaprisli oluyorum, bencil oluyorum. Arkadaşlarımın kalbini kırdığım zamanlar oluyor. Kahve içmeye bile gitmediğim zaman oluyor.Okurlarınızın kitaplarınızla nasıl bir ilişkisi oldu?
Çok farklı okur profillerini buluşturuyor kitaplar. Özellikle Aşk?ın okur yelpazesi o kadar genişti ki. Çok daha sağdaki insanlardan, çok daha sola daha muhafazakâr insanlardan daha liberaline kadar çok farklı dünya görüşlerinden veya yaşam tarzlarından insan vardı. Benim eşim şimdiye kadar yazdığım en iyi kitabın Mahrem olduğunu düşünüyor. Ondan sonrayazdığım hiçbir şey ona göre Mahrem?in üstüne çıkmadı. Bu beni bazen çok sinirlendiriyor. (Gülüyor)

BAB-I ESRAR ÇIKINCA PANİKLEDİM

Aşk ile Ahmet Ümit?in yazdığı Bab-ı Esrar arasındaki tesadüf benzerlik sizi şaşırttı mı?

Şaşırttı. İlk duyduğumda müthiş panikledim. Düşünsenize aynı anda iki romancının benzer bir tema etrafında yazması. Ahmet Ümit?in kitabı iki ay daha önce çıkmıştı. Bilerek okumadım etkilenmeyeyim diye. Aşk çıktıktan beş ay sonra okudum. Bir yandan merak ediyorum. İlk başta şey zannediyorsunuz, ?Eyvah acaba kötü mü olur?? Hiç öyle olmadı. Tam tersine bu da bana çok şey öğretti, Aşk?ı okuduktan sonra Bab?ı Esrar?ı okuyan okurlar olduğu gibi, Bab-ı Esrar?ı okuduktan sonra Aşk?ı okuyan okurlar oldu. Birimizin okuru diğerine artı oldu.

Başka çocuk düşünüyor musunuz?

Evlat edinmeyi düşünüyorum. Bunu hep destekledim. İnsanın kendi çocuğu var ama evlat edinince o da kendi çocuğu. Çocuğun adaptasyonu için bebekken buluşmak daha iyi. Zamanı bilmiyorum ama gönlümün bir köşesinde çok destekliyorum. Evlat edinen arkadaşlarım var. Onlara verdikleri sevgiye bakıyorum onlar da doğurmadan, kalplerinden doğurarak anne olan kadınlar var. Tek bir kadınlık ve annelik modeli yok.

Anne babanız ayrıldığı için babanızdan ayrı büyüdünüz. Bu sizde nasıl bir iz bıraktı?

Düzenli bir aile ortamı içinde büyümedim. Ben bebekken ayrılmışlardı. Neredeyse babasız büyüdüm. Benim için büyük bir boşluk var orada. Buna dair hislerim zaman içinde değişti. İlk başta hiçbir şey hissetmiyordum. Sonra kızdığım, öfkelendiğim zamanlar oldu. Sonra öfke gitti, üzüntü aldı yerini. Sonra çok şükür üzüntü kalktı. Başka türlü bir kabulleniş geldi. Hayatta sahip olmadığımız şeyler de bize bir şey katıyor. Bir yokluk sıfır demek değil… Ama kendi çocukluğumu çok çok keyifli bir çocukluk olarak hatırlamıyorum. Düzenli bir aile ortamı da olmadı. O yüzden ben evliliğe de belki uzun yıllar boyunca soğuk baktım.

Röportaj Haberturk’de yayınlanmıştır.

Published 22nd Ara 2009 by Tansel Akdan under Haberler

elif safak yukariElif Şafak, 15 yıllık yolculuğunu Kâğıt Helva?yla süsledi. ?Kâğıt Helva daha evvel Türkiye?de yapılmamış, tadımlık bir kitap. Karın doyurmak değil amacımız, ağız tatlandırmak, zihin tatlandırmak, gönül tatlandırmak. ?Kâğıt? ile ?tatlı?nın birlikteliğini sevdim. Çocukluğumuza kadar uzanan sıcacık bir çağrışımı var. Kâğıdın üzerine konmuş birkaç tatlı kelam olmasını arzu ettim? diyor.

Aşk, çok fazla ilgi gördü. Belki de daha önce kitaplarınızı okumayanlar sizi ilk kez Aşk?la tanıdı. Kâğıt Helva, bu tür okuyuculara kendinizi tanıtmak için yapılan bir çalışma mı oldu?

- İlk romanım Pinhan?dan bu yana beni takip eden kemik bir okur kesimi var. Ayrıca daha sonra Mahrem ya da Araf romanıyla ilk defa okumaya başladı kimileri. Ya da Bit Palas, Baba ve Piç veya Siyah Süt ile. Yani farklı okurlar bu edebiyat yolculuğuna farklı duraklarda katıldılar. Her romanla beraber biraz daha genişledi okur sayısı. Evet, kimileri de ilk defa Aşk ile beni okumaya başladı, şimdi geriye giderek diğer romanları okuyorlar. Kâğıt Helva bütün bu farklı duraklar arasında bir bütünlük kuruyor. Bu anlamda çok özel bir kitap. Bir yazarın geçtiği yolları gösteren bir yol haritası gibi.

?Aşk imiş her ne var âlemde?

İlk kitabınız Pinhan olmasına rağmen Kâğıt Helva, Araf ve Aşk?tan alıntılarla başlıyor. Onlar sizi daha mı çok etkilemişti?

- Kâğıt Helva?da bugüne kadar yazdığım dokuz kitabımdan alıntı var. Bunları kronolojik bir sıraya sokmadık. Onun yerine, daha doğal, daha samimi bir akış oluşturduk kitapta. Şu çok dikkatimi çekiyor: Baktığım zaman her kitabımın bir öncekinden çok daha farklı olduğunu görüyorum. İçerik farklı, üslup farklı, enerjisi farklı. Kendini kolay kolay tekrar etmeyen bir yazarım.

Kitabı aşk, insan, yolculuk, varoluş, inanç… gibi dokuz bölüme ayırmışsınız. Bu başlıkları ve sıralamasını ne düşünerek hazırladınız? Örneğin sizce aşk, insanın hayatında daha ön sırada gelen bir kavram mı?

- Aşk benim için temel bir kavram. Sadece benim için değil ki… Bence kainatın özü aşk. Yaradılışımızın gayesi aşk. İnsanın aradığı derya aşk. Hani romanda derviş diyor da, ?Hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Ömrü hayatımız tamamlanmaya çalışmakla geçiyor. Ve bizi tamamlayacak olan yegâne öz aşk.? O yüzden Kâğıt Helva?da bu temayı başa aldık. Ama onun dışındaki temalar arasında bir hiyerarşi kurmadık. Her biri önemli. Yolculuk da kadınlık da inanç da varoluş da.

Alıntıları seçmek için tüm kitaplarınızı yeniden altını çizerek okudunuz mu? Bu ne kadar zamanınızı aldı?

- İlk kitabımın yayınlanışından bu yana 15 sene geçti. 15 senedir yazdığım hiçbir kitabı sonradan dönüp okumadım. Hep ileriye baktım, henüz yazmadığım kitaba. Fakat işte bu sene ilk defa öyle bir ruh hali geldi ki, durup ?Neler yazmışım, kalemimden neler çıkmış? bakmak istedim. Kâğıt Helva?yı hazırlarken Doğan Kitap?taki editörümle beraber yüzlerce alıntı taradık. Satır satır yeniden okuduk. En zoru bunlar arasından seçmek oldu. Ama çok keyifli bir çalışma oldu bizim için. Okurların da seçilen alıntıları seveceklerini umut ediyorum. Hem derinliği hem içtenliği olan alıntılar bunlar.

?İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak…?

İncelemeyi yaparken ?Ben bunu nasıl yazmışım? ya da ?Şuraya şunu eklemeyi unutmuşum? dediğiniz bölümler var mı?

- Elbette. ?Ben bunu nasıl yazmışım?? dedim, hem de pek çok kez. Çünkü ben kendi yazdıklarımın sahibi değilim, kelimelerimin efendisi değilim. Öyle okurlar var ki benden çok daha iyi biliyorlar kitaplarımın katmanlarını. Ben o kadar ?bilinçli? ve ?akılcı? yazmıyorum ki. Roman yazarken sanki sarhoşum, çoğu zaman öyle bir sezgisel akışa kendimi bırakarak yazıyorum. O yüzden seneler sonra dönüp bakınca beni de şaşırttı kimi alıntılar. Mesela Mahrem?de şişman kadının çözümlemelerini şaşırarak okudum. ?Elim neler yazmış? dedim.

Alıntıları yapmadan önce favori kitabınız hangisiydi, şimdi hangisi?

- Her kitap yeni bir yolculuk, bir tazelenme demek benim için. Yazdıklarım arasında favori kitabım yok. Öyle bir ayırım yapamam. Ama illa da bir tercih sorarsanız tek bir şey söyleyebilirim: henüz yazmadığım roman favori romanım.
Herkesin okuması tek ve biriciktir

Neden resimli bir kitap?

- Kâğıt Helva sadece içeriğiyle değil, estetiğiyle de çok özel ve özenli bir çalışma. Bu kitabın tasarımını Uğurcan Ataoğlu yaptı. Aşk?ın kapağının tasarımı da ona ait. İçindeki resimler ise uluslararası sanatçımız M. K. Perker?e ait. Ve onlarla çalıştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Bence bu kitap sunumuyla da değerlendirilmeli. Zaman içinde estetiği ihmal ettik. İçerik kadar estetiğe de kıymet veren kitaplar yazmak istiyorum.

Kitabın son alıntısında okuyucunuza mı mesaj gönderiyorsunuz?

- Hayır, bir mesaj vermiyorum. Bence bir kitabı binlerce, hatta milyonlarca insan okur ama herkesin okuması tek ve biriciktir. Okur kendisi bilir, kendisi karar verir.

?Ben? bölümündeki resimde kendisiyle yüzleşen bir kedi görüyoruz. ?Sen?de ise başka bir kediyi izliyor aynı kedi. Buradan izleyiciyi izliyorsunuz diye algılayabilir miyiz?

- Ben okurlarımı ?ruhdaşım? olarak görüyorum. Bu dışarıdan bakanların kolay kolay anlayamayacakları bir ruhsal, duygusal ve zihinsel paylaşım. Kalpten kalbe bağlar var ve bu bağlar kelimelerle kuruluyor. Okurlarla zaten sürekli ve dinmeyen bir sohbetim var.

 Röportaj : Deniz İnceoğlu

Published 21st Ara 2009 by Tansel Akdan under Haberler

Mevlana ve Şems’i anlatan ”Aşk” romanının yazarı Elif Şafak Konya’da yeni kitabıyla ilgili açıklamalar yaptı. Anadolu Ajansı muhabiriyle yaptığı görüşmede Konya’ya gelmesinin bir gönül borcu olduğunu belirten Şafak, romanıyla ilgili böylesine büyük bir başarı beklemediğini belirtti.

Şafak, ”Aşk” romanının geçtiği söyleşiye ”Konya’ya gelmek bilerek ertelediğim bir gönül borcu gibiydi” diyerek başladı. Konyalı okuyuculardan Aşk’tan sonra çok güzel mektuplar aldığını belirten Şafak, ”Bu yoğun ilgi Konya ile kıymetli bir buluşmaya neden oldu. Şu an Konya’da olduğum için çok farklı duygular içindeyim” diye konuştu.

”Mevlana’yı ben anladım, ben aktardım” diyebilmesinin mümkün olmadığını anlatan Şafak, hem Mevlana hem de Şems’in kendisi için çok kıymetli olduğunu, onları anlayabildiği kadar aktarmaya çalıştığını, zaten kimsenin Mevlana ve Şems’i tam olarak anlayamayacağını, kendisinin bir edebiyatçının, bir romancının gözünden anlatmaya çalıştığını vurguladı.

”Ben Aşk’ı yazarken bir hayal kurdum ve onu anlattım” diyen Şafak, şöyle konuştu: ”Tasavvufla bağım 16 yılı buluyor. Tasavvufla tanıştıktan sonra yoğun olarak okumaya başladım, bir şey beni çok çekti. Bir manyetik çağrı duyar gibi hissediyorsunuz. Bir aşamadan sonra bu akıldan kalbe iniyor. Zamanla çok daha başka bir hal aldı. Aşk’ı daha önce yazabilir miydim, belki de yazamazdım. Aşk’ı yazmadan önce araştırma yaptım, ancak bu araştırmaların da bir arka planı var.”

Elif Şafak, Aşk romanıyla ilgili çok olumlu tepkiler aldığını belirterek, ”Örneğin Şems ile ilgili ‘Şems’i biz böyle bilmiyorduk, hiç bilmiyormuşuz’ diyen çok… Şems gölgede kalmış gibi… Aslında Mevlana ile Şems birbirlerini tamamlıyor, adeta et ve tırnak gibiler. Ateş ve su kadar da birbirlerinden farklılar” diye konuştu.

BU KADARINI BEKLEMİYORDUM

”Aşk’ı yazarken, yazma aşamasında bu kadar büyük bir başarıya imza atacağını tahmin ediyor muydunuz?” şeklindeki bir soruya Şafak, şu yanıtı verdi:

”Tabi, her yazar esrinin başarılı olmasını ister, benim de gönlümden geçti. Aşk romanımla ilgili bu kadar büyük bir başarıyı tabi ki ben de beklemiyordum. Çünkü çok büyük ilgi gördü, aylarca en çok satan kitap olarak kaldı.”

”Dilindeki sade ve güçlü anlatımı nasıl elde ettiğiyle” ilgili bir soruya Şafak, dili ve kelimeleri çok sevdiğini, kelimelerle ilgilenmenin kendisi için bir keyif olduğunu, bunu bir vakit kaybı olarak görmediği yanıtını verdi.

”SİYAH SÜT” GİBİ BİR ROMANI SIK YAZMAM

Şafak, ”Siyah Süt eseriniz gibi bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine ise şunları söyledi:

”Siyah Süt gibi kitaplar, bir yazarın hayatı boyunca çok arada yapması gereken bir iş… Böyle kendimi anlatan kitaplardan peş peşe yazmayı düşünmüyorum. Ayrıca Aşk romanının devamını yazıp yapmayacağını merak ediyorlar. Aşk’ın devamını muhtemelen yazmam. Bugüne kadar kendimi tekrar etmekten kaçındım. Aşk 2′yi yazmak istememin bir nedeni de her kitabın enerjisi ve ritmi farklı oldu. Bu nedenle düşünmüyorum.”

AA muhabirine özel yaşamındaki ”Elif Şafak”tan da bahseden ünlü romancı, günlük hayatta oldukça dağınık, her işi aynı anda yapmaya çalışan bir kişi olduğunu belirterek, ”Toplantılar, etkinlikler yaparken markete gidip alıp veriş yapan da biriyim. Ancak ruh hali inişli çıkışlı bir insanım” dedi.

twilight
 
Bu sitenin Elif Şafak ile doğrudan hiçbir alakası yoktur. Hayranları tarafından hazırlanmaktadır.
Hazırlayan