twilight
Anasayfa
Subscribe Comments twilight Subscribe RSS
Published 16th Ağu 2011 by Tansel Akdan under Haberler

elifsafakk

İstanbul Modern ve Sabit Fikir işbirliğiyle düzenlenen Sözünü Sakınmadan üçüncü buluşmasında Elif Şafak‘ı konuk ediyor. Usta eleştirmenler Semih Gümüş ve Ömer Türkeş, son kitabı İskenderile gündemden düşmeyen Şafak’la, sözünü sakınmadan konuşacak.

İlk romanını yayımladığı 1997′den beri peş peşe eserler veren ve son yıllarda çok satan listelerinin üst sıralarına yerleşen Elif Şafak,Sözünü Sakınmadan‘da edebiyatı üzerine merak edilenleri yanıtlayacak.

Tarih : 18 Ağustos Perşembe, 19:00
Yer : İstanbul Modern Bahçe
Published 8th Ağu 2011 by Tansel Akdan under Haberler

?Kitap kapağında takım elbise giymiş erkek resmi var, bak bu kitabın kapağında da erkek resmi var, demek ki kapak çalıntı? lafını duymak demektir.

E debiyata heves duyan gencecik okurlar sağolsunlar içten bir merakla soruyorlar bazen: ?Yazar olmak nasıl bir şey?? İşte bu yazı onlar ve sadece onlar için… Türkiye?de yazar olmak:

*Saatler, haftalar, aylar, seneler boyu aşkla, muhabbetle, özenle, sabırla, sebatla, tutkuyla didinmek, iğneyle kuyu kazar gibi satır satır, sayfa sayfa çalışmakçalışmak-çalışmak demektir. Bu işin yüzde 15?i kabiliyet ise yüzde 85?i emektir.

*Edebiyatı, romanları, buradan ta ötelere uzanan hayaller kurmayı, kelimelerle kalpten kalbe köprüler örmeyi sevmek ve kendini bir başkasının yerine koyabilmek, empati kurabilmek, hayata bambaşka açılardan bakabilmek, yüreğini ve zihnini geniş tutabilmek demektir.

*Hayallerin ve hikâyelerin naif dünyasında ikame etmeyi şu hırçın ve kavgacı ?gerçek? âleme yeğlemek, hatta zaman zaman roman karakterlerini etten kemikten müteşekkil kimi insanlardan daha samimi, daha hakiki bulmak demektir.

* Harfleri ve kelimeleri çok ama çok sevmek, bir tek cümle için bazen bir saat düşünmek, ciddiyetle araştırma yapmak, ayrıntılara meftun olmak demektir.

*Her kitabın çıkışından önce hem çocuksu bir heyecan ve sevinç, hem de adeta eski bir dostuna veda edercesine burukluk ve hüzün duymak demektir.

*Roman kitabevlerine dağıtıldıktan sonra bir müddet söyleşiler verip, imza günleri düzenleyip sonra gene sessiz sedasız kendi kabuğuna çekilmek, yazıya dönmek, evrensel ve kadim olan hikâye anlatma sanatına canıgönülden inanmak, hep inanmak demektir.

*Bu esnada hiç tanımadığın, bir kez olsun tanışmadığın ve belli ki seni zerre kadar tanımayan kimi insanların ileri geri sözlerine maruz kalmak; gene de kimsenin aleyhine konuşmamaya özen göstermek, polemiklerden uzak durmak, sana avuç avuç çamur atana bir katre dahi çamur at-ma-mak, karşılık vermemek demektir.

*Seneler boyunca edebiyattan geçimini sağlayamadığın için başka işler yapmak, iki kat çalışmak durumunda kalmak, yazıya ancak akşamları ya da geceleri zaman ayırabilmek, on dört sene sonra kitaplarından para kazanmaya başladığında bu sefer de sırf bu yüzden eleştirilmek demektir.

*Eleştiriyi ?bir şahıs hakkında tamamen olumsuz ve yıkıcı laf üretmek? zanneden bazı insanların imalarına, zanlarına, dedikodularına ve iftiralarına hedef olmak; bilhassa elit kesimin tepeden bakan, kimseyi beğenmeyen küçümseyici tavırlarına maruz kalmak, kitaptan çok kâtibin, yazıdan ziyade yazarın konuşulduğuna tanık olmak, her seferinde derin bir soluk alıp ?Bu da geçer ya Hu? diyebilmek demektir.

*Seni ve ruh halini en iyi başka edebiyatçılar anlar, verdiğin emeği ne de olsa en iyi onlar kavrar zannederken ne gariptir ki gene aynı çevrelerden habire iğneli, habire ağılı laflar işitmek, gene de duymazdan gelmek demektir.

*?Kendisiyle söyleşi yapanlara iPad veriyor? yahut ?Kitabını imzalarken yanında promosyon kırtasiye dağıtıyor? veya ?Sarışın ve kadın olduğu için Batı?da ilgi görüyor, bu yüzden kitapları basılıyor? gibi yakıştırmaları internet sitelerinde, gazetelerde okumak, gözlerine inanamamak demektir.

*?Kitap kapağında takım elbise giymiş erkek resmi var, bak bu kitabın kapağında da erkek resmi var, demek ki kapak çalıntı? lafını duymak demektir.

*?Romanında Londra?da yaşayan göçmen aile var, bak öteki romanda da Londra?da yaşayan göçmenler var, hatta onlar da camdan bakıyorlar, demek ki 450 sayfalık bu roman aşırmadır? iddiasına rastlamak demektir.

*Söylenen ve yazılan bunca asılsız söze çoğu zaman gülüp geçmek, üzerinde bile durmamak, ama bazen de gülemeyip, kendi başına hüngür hüngür ağlamak demektir. Zaman zaman her şeyi bırakıp denizci olmak istemek, bunalmak-yorulmak-hırpalanmak demektir.

*Derken yolda sizi gören bir okurun yanınıza gelip, gözleri dolu dolu, yüzünde candan bir tebessümle size sarılıp, ?Ben sizi o kadar seviyorum ki, hayatımda ne kadar büyük bir yeriniz olduğunu ah bir bilseniz? sözünü duymak, boğazında bir düğümle kalakalmak demektir.

*Beni nişan ve evlilik törenlerine, doğum günlerine davet eden, benden sevgililerine evlenme teklif ederken yanlarında bulundurmak üzere kitap imzalamamı isteyen, yatalak annesine okumak için kitabımı aldığını anlatan okurların mesaj ve mektuplarını okumak; düğün davetiyelerine AŞK?tan pasajlar koyanlara rastlamak yahut hapishaneden yazıp romanlar aracılığıyla hayata yepyeni bir nazarla baktıklarını söyleyenleri görmek; aynı aile içinde üç kuşağın aynı romanı okuduğuna ve sevdiğine tanık olmak; imza günüme gelen ve kuyrukta sabırla bekleyen 87 yaşındaki İstanbul hanımefendisi Leyla Hanım?ı, Diyarbakırlı garson Yılmaz?ı, Köln doğumlu ve bugüne kadar sadece Almanca okuduğu halde artık benim romanlarımla Türkçe edebiyat okuduğunu anlatan Murat?ı dinlemek; yüzlerce, binlerce okurun gözlerindeki muhabbeti, yüreklerindeki saygıyı ve aslında onların sadece ve sadece kitapla ilgilendiklerini, romanı sevdiklerini görmek; okurlarınla kurduğun bağdan taptaze bir enerji, ilham ve feyz almak; insana inanmak, edebiyata meftun olmak, harflere sevdalanmak demektir…

yazının orjinali 7 ağustosta haberturk.com’da yayınlanmıştır

Published 23rd Tem 2011 by Tansel Akdan under Uncategorized

iskender-esafak

Elif Şafak son yıllarda çıkan kitaplarının toplama yazılarından oluşması, Elif Şafak’ın roman okuyucularını üzüyordu. Yazar bu bekleyişe bir son verip son romanı İskender’i okuyucusu ile buluşturdu.

Yayınevinin kitap tanıtımı maalesef bu kadar :

Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır? En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe…

Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe… Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece?

Published 9th Haz 2011 by Tansel Akdan under Uncategorized

Ünlü yazar Elif Şafak yeni romanını bitirdiğini Türkçe ve ingilizce olarakTwitter hesabından duyurdu.

Elif Şafak yeni romanını bitirdiğini şu sözlerle duyurdu:

“Yeni romanı tamamladım, nihayet. Zihinsel ve fiziksel yorgunluk, hem hüzün hem heyecan. Ne vakit bir kitabı bitirsem boşluğa yuvarlanırım, Yakında romanın ismini ve ilk paragrafını twitter’dan yazacağım, ilk defa okurlarla, edebiyatseverlerle buluşacak yeni kelimeler…”

kaynak: Haber34

Published 29th Mar 2011 by Tansel Akdan under Uncategorized

Avrupa?nın çeşitli yerlerinden yazar, entelektüel ve akademisyenlerin katıldığı ‘Comment is Free Europe’ (Yorum Serbest Avrupa) köşesinde edebiyat, kültür ve kadınlık ekseninde makaleler kaleme alacak.

Şafak ilk yazısında töre cinayetlerini ele aldı ve namus kavramını yanlış yerlerde aradığımızın altını çizdi. Bu konunun Türkiye?de ne kadar güncel olduğunu ve yaygın şekilde tartışıldığını vurgulayan Şafak, Türkiye?nin karmaşık bir ülke olduğunu dile getirdiği yazısında, kadınlara verilen özgürlükleri sıralarken kadınların önündeki engellere de değindi

YAZININ ORİJİNALİ İÇİN…
http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2011/mar/21/turkish-honour-seriously-misguided

Published 6th Ara 2010 by Tansel Akdan under Elif Şafak Kitapları

firarperest-b

Tadına doyulmaz, kimi zaman kışkırtıcı, kimi zaman sakinleştirici ama ruhu hep özgür kalan yazılar?

İnsan ki eşrefi mahlukattır, içindeki semavi özü keşfetmekle yükümlüdür. Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki’ni keşfetmek…
(?)
Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, geçmek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekler yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine, acımasızlıklarına… şaşırmak ölene kadar… şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek… budur son tahlilde Âdemoğullarına, Havvakızlarına kendilerini keşfettirten serüven.

Published 8th Eki 2010 by Tansel Akdan under Haberler

‘İstanbul dişi bir ruha sahiptir’ Elif Şafak, İstanbul?un en sevdiği yönlerini anlattı..

Elif Şafak, Amerikan CNN Televizyonu?na İstanbul?un en sevdiği yönlerini anlattı. “İstanbul?a ilk geldiğinizde en çok dikkatinizi çekecek şey, kalabalığın enerjisidir. Burada hayat çok hızlı ilerler” diyen Şafak, kentin tarihi yapısı ve güzellikleriyle ünlü semtleri, Ortaköy ve Beyoğlu?nu tanıttı.

 CNN kameralarıyla birlikte ilk önce Ortaköy?e giden yazar, kitaplarında İstanbul?un büyük bir rolü olduğunu belirtti ve “İstanbul dişi bir ruha sahiptir. Osmanlı döneminde de birçok yazar ve şair İstanbul?un kadınsı özelliklerine değinmiştir. Bizim İstanbul?u kadınsılaştırmak gibi bir geleneğimiz var” diye konuştu. İstanbul?da sokakta satılan yemeklerin de çok lezzetli olduğunu belirten ve kumpirin tanıtımını yapan Şafak, İstanbul?un gümüş takılar sevenler için de harika bir kent olduğunu söyledi. Türklerin Batı edebiyatını, Batılıların Türk edebiyatını okuduğundan daha fazla okuduğunu dile getiren yazar, “Müslüman bir ülkeden gelen kadın yazar” olarak etiketlendiğini ve bunun da insanların hayal gücünü zayıflattığını belirtti. CNN kameralarıyla birlikte İstiklal Caddesi?ni de gezen Şafak, burayı “İstanbul?un kozmopolit kültürünün sembolü” olarak tanıttı.

 Şafak son olarak İstanbul?u “Her kapının ardında, her taşın altında bir hikâyenin gizli olduğu kent” olarak tanımladı. Şafak, yazarlığa nasıl başladığını ise, “Yazmaya sekiz yaşında başladım. İçime çok kapanık bir çocuktum. Annem diplomat olduğu için sürekli oradan oraya taşınıyorduk. Bir süre sonra fark ettim ki, bu ülkelere beraberimde sadece hayalgücümü götürebiliyordum” sözleriyle anlattı.

haberturk

Published 16th Tem 2010 by Tansel Akdan under Haberler

Published 8th Tem 2010 by Tansel Akdan under Uncategorized

Ne yazık ki bizde son derece az edebiyat eleştirmeni mevcut. ?Eleştiren? çok fazla da, bu güzide sanatı bilgiyle, felsefeyle, kuramsal bir birikimle yapan insan, parmakla sayılacak kadar az. Bizde yazıdan ziyade yazarlar konuşuluyor. Bu da aslında hayli yıpratıcı, yorucu. En çok açlığını duyduğumuz şeylerin başında hakiki, has, samimi edebiyat eleştirisi geliyor. Füsun Akatlı böyle bir alanda uzun seneler boyunca aydın bir perspektifle eserler yazdı. Yazılı kültür gibi bir hayli erkek egemen bir dünyada bir kadın, bir akademisyen ve bir düşünür olarak var olması, o saygın yeri ayrıca önemliydi. Onun güçlü kalemi ve soğukkanlı, duru bakışı sadece kendisinden sonra yetişecek edebiyat eleştirmenlerine değil, biz roman ve öykü yazarlarına da yön verdi bunca zaman. Füsun Akatlı?yı yitirdik. Sadece yazarlar, şairler ve eleştirmenler için değil, düşünmeyi ve okumayı seven herkes için şüphesiz derin bir kayıp. Dostlarının, ailesinin, tüm edebiyat dünyasının başı sağolsun.

*

Bir dili sevmek…. Bir dili önemsemek… Pazar günkü yazımın Türk pop müziğiyle ilgili kısmı hakkında çok sayıda e-mail ve yorum aldım. Okurlardan gelen mesajlar inanılmaz güzel, mizah dolu ve dostaneydi. Dertleşircesine. Meğer ne kadar doluymuş herkes bu konuda. Bunun yanı sıra pop müzik dünyasına senelerini, emeklerini veren çok kıymetli sanatçılardan gayet pozitif telefonlar ve e-mailler geldi ki, yürekten müteşekkirim. Öte yandan beni yanlış anlayanlar da oldu ve bu hakikaten hiç arzu etmediğim bir şeydi. Adeta ben edebiyat kulesine oturmuş, oradan söz yazarlarına ahkâm kesiyormuşum gibi bir hava doğdu. Keza bu da hiç istemediğim bir şeydi. Polemikleri, genellemeleri, kimse hakkında, hele hele basın aracılığıyla olumsuz konuşmayı sevmiyorum. Ve bunları yapmamaya azami özen gösteriyorum. O yüzden şimdi bu yazıyı kimseye ?cevap? mahiyetinde değil, sadece bazı noktaları açıklama ihtiyacı hissettiğim için yazıyorum.

NE DEMEDİM?
Bugün pop müzik alanında şarkı sözü yazan herkes istisnasız Türkçe?yi kötü kullanıyor demedim. Böyle bir genelleme yapmak aklımın ucundan geçmedi, geçmez de. Severek dinlediğim nice şarkı varken böyle bir şey demem mümkün mü? Radyoda bir pazar günü köprüde trafiğin sıkıştığı otuz dakika boyunca üst üste dikkatimi çeken pop şarkılardan bahsettim ama katiyen isim vermeden. Yazıda muğlak cümle kurmamın tek sebebi, kimseyi kırmamak içindir.

PEKİ NE DEDİM?
Aslında kişilerden ziyade bugünkü gündelik dile hâkim olan bir eğilime dikkat çektim. Türkçe?ye özen göstermeden, sırf kafiye kovalayarak şarkı sözü yazmanın ne bize ne çocuklarımıza ruhsal bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Ha diyebilirsiniz ki, varsın olmasın, bazı şarkılar da ?hafif? olsun. Elbette! Ama onu da Türkçe?yi baltalamadan yapmak mümkün.
Ben 1971 doğumluyum. Benim kuşağım birbirinden güzel ve derinlikli şarkı sözleriyle büyüdü. Öyle ki 1970?ler geçip gittiği halde hâlâ bugün o eski şarkıları taptaze duygularla söylemeye devam ediyoruz. O dönemin şarkılarında inanılmaz bir naif damar vardı. Bu damar bugün tamamen kaybolmasa da kıymetini unuttuğumuz zamanlar o kadar çok ki. Elimizin altında bir sözlük bulundurma önerisi ise asla bir hakaret değildir benim gözümde. Ben kendim sürekli elimin altında sözlükle yaşarken ve yaptığım her edebiyat etkinliğinde, her söyleşide herkese daima ?Hep sözlük taşıyalım? derken, buna nasıl bir olumsuzluk ya da küçümseme atfedebilirim? Toplumca hepimizin evinde, işyerinde, okulunda daima sözlük bulundurması gerektiğine inanıyorum.
Müziği, sanatın her dalını önemsiyorum. Ama bilhassa dili önemsiyorum. Dil bize doğuştan verilmiş bir hak ya da hediye değil. Sadece bir emanet. Emanetin kıymetini bilemezsek şayet, kayar gider elimizden. Hayatta her şeyde olduğu gibi. Tabii ki Türkçe çalışacağız. Sadece pop müzik alanında söz yazan sanatçılarımız değil, yazarlar, şairler, eleştirmenler de; öğrenciler, öğretmenler de… Her kademeden insan. Hem Türkçe?ye hem bizden evvel yaşamış ve işini layıkıyla, titizlikle yapmış tüm sanatçılara bir vefa borcumuz var.
Yoksa dil yerinde sayar. Hayal gücümüz, düşünce sistematiğimiz yerinde sayar. O zaman biz yerimizde sayarız, hepimiz.

Habertürk Gazetesi

Published 1st Tem 2010 by Tansel Akdan under Uncategorized

BENİM işim yazarlık. Sevdam kelimelerle. Ancak bazen öyle kelimelere rastlıyorum ki irkilmeden edemiyorum. Harf öbeklerinden ziyade, bunların cümle içinde kullanılış biçimi dikkatimi çekiyor. Her şey de dilde başlar. Husumet de muhabbet de. Kavramların çağrışımları var ve bunlar tarafsız şeyler değil. Eğer yapıcı, barışçıl ve çözüme yönelik bir dille konuşmak ve yazmak istiyorsak, nüanslara dikkat etmek gerek. Mesela şu ?Kürt meselesi? lafı… Kullanmamalı bu sözü. Zira sanki Kürtler problemliymiş, başlı başına bir meseleymiş gibi bir algı ortaya çıkıyor. İnsanoğlu diliyle yaralıyor. Bilerek ya da bilmeden. Masum değil kelimeler. Başkalarını kırmayan, kimseyi incitmeyen ve rencide etmeyen bir şekilde konuşabilmek lazım.
Ve incitmekten söz etmişken… Türkiye?de yaşayan tüm kadınları inciten bir haber düştü bugün gazetelere. Önümde açık sayfa, hayret içinde ikinci kez okuyorum. Bir yerde bir hata yapıldığına, basit bir dil sürçmesi yahut yanlış anlaşılma olduğuna inanmak istiyorum. Ama haber son derece sarih. Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Kürt sorununun çözümü için ilginç bir öneride bulunmuş. Bu köşeyi yakından takip edenler bilir. Genellikle sevdiğim yahut önemsediğim konularda yazıyor, meseleleri kişisel düzeye çekmemeye kendimce özen gösteriyorum. Ele aldığım konuları daha ziyade düşünsel boyutta tutmayı, isimler üzerine odaklanmamayı tercih ediyorum ki, kimseyi incitmeyeyim. Ancak Halil Bey?in sözleri o kadar kırıcı ki, bir kadın olarak, bir anne olarak, bir eş olarak, bir yazar olarak sessiz kalmam mümkün değil.
Önce olumludan başlayalım… Halil Bey?in dikkat çektiği önemli bir nokta var. Türklerin ve Kürtlerin arasında aşk, muhabbet ve evlilik yeşerdiği takdirde iki halkın daha çok yakınlaşacağına, barışın sağlanacağına inanıyor. ?Hısımlık, hasımlığı ortadan kaldırır? diyor. Güzel söz. Bu zaten yüzyıllardır olan bir şey ve ben de yürekten inanıyorum ki farklı etnik kökenlerden gelen insanların ortak bir yuva kurması, birbirlerini ve birbirlerinin kültürlerini sevmeyi öğrenmesi, çocuklarını beraberce yetiştirmesi uzun vadede barışa katkıda bulunabilir. Lakin…
Halil Bey?in bahsettiği bir başka konu var ki yenir yutulur gibi değil: İkinci eş almak! Evli erkeklerin metres tutmak yerine, ikinci karılarını Doğu?dan aldıkları takdirde Türkiye?de huzur sağlanabileceğini söylüyor. Ve işte burada ip kopuyor.
Bir mutsuzluğu bir başka mutsuzlukla çözebilir misiniz? Yaralı bir parmağı bir başka parmağınızı daha yaralayarak mı tedavi edersiniz? Kadınlarını mutsuz eden, ikinci sınıf vatandaş gibi gören bir toplum hangi konuda ilerleyebilir? İkinci eş formülü kadınların ve kız çocuklarının mutluğunu, iyiliğini, arzularını ve hayallerini zerre kadar önemsememek, her şeyin erkekler etrafında döndüğünü zannetmek demektir.
Türkiye?de kaç kadın eziliyor? Kaç kadın şiddete ve haksızlığa uğruyor; kimselere anlatamadığı bir ruhsal ve toplumsal sıkışmışlık içinde yaşıyor? Sahi kaç çocuk kalabalık ailelerde babaları tarafından yeterince ilgi görmeden ezik ve boynu bükük büyüyor? Töre cinayetlerine kurban giden kaç kadın gömülü şu anda toprağa? Rahmetli Halide Edip Adıvar?ın anılarına bir bakın, nasıl da buruk anlatır iki eşli bir evde büyüyen bir çocuk olmanın ezikliğini.
Halil Bey Türkiye?de çok eşliliğin bir toplumsal olgu olduğunu, kabul edilmesi gerektiğini söylemiş. Biz kadınlar böyle bir olguyu kabul etmiyoruz! Bu yüzyılda, dünyanın geldiği bu noktada çözümü demokraside, insanca bir düzende aramak varken, nüfusun yarısı olan kadınları ezerek ve adeta eşya gibi görerek bir yerlere ulaşılabileceğine inanmıyoruz. Türkiye?de yaşayan bizler, yani Türk ve Kürt kadınları, çokeşliliği tasvip etmiyoruz.
İnanıyorum ki günün birinde Kürtler ve Türkler barış ve huzur içinde yaşayacaklar. Bu toplumun mayasında bu ahenk var. Ama o gün geldiğinde bile bizim bir başka temel problemimiz olacak, henüz çözemediğimiz bir yara: Cinsiyetçilik.

Habertürk Gazetesi

twilight
 
Bu sitenin Elif Şafak ile doğrudan hiçbir alakası yoktur. Hayranları tarafından hazırlanmaktadır.
Hazırlayan